BEBEK VE EBEVEYN DÜNYASININ EN MERAKLI GAZETESİ

Filmlerdeki doğum sahnelerini unutun!

Kültür/Pratik bilgi/Video

İlk defa doğum yapacak anne adayları, televizyonda gördüğünüz filmlerdeki doğum sahnelerini unutun çünkü çoğu onlar gerçekten uzak ve oldukça korku verici. Başka türlü nasıl insanları koltuklarında hop oturup hop kaldırabilirler ki? Komplikasyonlar, çığlıklar… Kısaca bir annenin hayran bırakan performansı dışında her şey vardır bu tür filmlerde. İşte gerçek doğumu, filmlerdeki o abartılı doğumlardan ayıran 7 nokta:

1. Suyun baraj boşalmış gibi gelmesi
Genellikle kamusal alanlarda suyu gelen film karakteri, adeta bir amniyon sıvısı seline maruz kalır. Dikkat çekmekten çok korkar ve âdeta bulunduğu yeri birbirine katarak oradan ayrılır. Oysa gerçek şudur: Kadınların yalnızca % 15’i suyunun geldiğine tanık olur. Su, genellikle gece geç saatte ya da sabahın erken saatlerinde gelir. O da ancak bir sızıntı hâlindedir çünkü bebeğin başı suyun çıkışını kapatmaktadır.

2. Doğum sancısı dayanılmazdır
Ekranlardaki doğumlarda, suyu gelir gelmez gebenin dayanılmaz ağrılar çekmeye başladığını izleriz. Anne adayı, gelmiş geçmiş en korkunç ağrıyla karşı karşıyadır. Ya da iki büklüm olmuş, çığlıklar atan hâliyle öyle görünür. Tüm doğum boyunca -ki o da 30 saniyeden uzun sürmez- çığlıkların ardı arkası kesilmez. Oysa ilk defa anne olanlarda gerçek doğum sancıları aşamalı olarak zorlaşır ve doğumdan çok önce küçük ağrılarla -örneğin sırt ağrısıyla- vücudu doğuma hazırlamaya başlar. Kasılmalar düzenli olarak başladığında bile aralarında zaman olacaktır. Doğum başlayana kadar bir ton endorfin devreye girecektir. Endorfin hormonu, kasılmalar arasında dinlenmenize olanak sağlayan doğal ağrı kesicilerdir.

3. Acele et, bebek geliyor!
Ekrandaki gebemizin genellikle acilen hastaneye yetişmesi gerekmektedir. Arkadaşlar, aile ve eş, bebek her an olduğu yerden fırlayacakmış gibi bir ruh hâline bürünür. Kırmızı ışıkta geçilir ve trafik polisine yakalanma riski göze alınır. Oysa gerçekte doğum çok nadiren bir son dakika olayıdır. Kasılmalardan sorumlu hormon olan oksitosin hormonu, giderek artan bir miktarda salgılanmaya başlar. Kasılmalar 30 dakikada 1’den başlayıp 5 dakikadan daha sık hissedilmeye başlayana kadar zaman vardır. Mekan değiştirmek adrenalini artırarak doğumun hızını düşürebilir, bu yüzden hastaneye yetiştirmek, doğumu hızlandırmaktan ziyade yavaşlatacaktır.

4. Yatarak doğum
Film yıldızı gebemiz hastaneye vardığında hemen bir yatağa yatırılır. O sırada bir ormanda ya da trende dahi olsa sırtüstü yatma pozisyonunda görünür. Oysa gerçekte yatmak yalnızca doktorun işini kolaylaştırır. Doğal doğum uzmanları doğumdan önce etrafta gezinmenin faydalı olduğunu, hatta gebeye hangi pozisyonda daha rahat ediyorsa doğuma o pozisyonda girebileceğini söyler. Dik pozisyonlar bebeğe daha geniş bir koridor açar.

5. Doğum = itmek
Beyaz perdedeki doğumlar, doğumun bir ya da ikinci aşamasını göstererek başlayıp hastaneye koşturmacayla devam eder ve itme sahnesiyle tamamlanır. Kamera, tüm gücüyle ittiren kan ter içindeki annenin morarmış yüzüne odaklanmıştır. Oysa doğumun ilk aşaması 10-12 saat sürer, bu esnada rahim ağzı genişler ve açılır. İtme aşaması ilk defa doğuranlar için 1 ya da 2 saat sürebilir. Buna, gebenin ayakta gezinerek yerçekimine doğru ittiği süre dahildir.

6. Eşe bağırmak
Filmlerde gebeler, sanki doğum işinin acısını eşlerinden çıkarır gibi bağırırlar. Ağrı kesici isteyerek ya da saçmalayarak bağırdıkları da görülür. Panik durumundaki eş ne yapacağını bilemediği için, gebenin muhatabı profesyonellerdir. Oysa gerçek doğumlarda gebeler, ebeler ve hatta doulalardan filmlerde görünenden daha fazla destek alarak daha pozitif bir deneyim yaşar.

7. Bebek çaresizdir
Ekranda izlediğimiz doğumların çoğunda büyük bir gerilim vardır. Bebek rahim ağzında sıkışır ve çıkmak için gebenin itmesine ihtiyacı vardır. Çoğu kez bir doktor imdada yetişir, bir tür tıbbi operasyon gerçekleştirir ve dikiş atar. Doğumdan sonra bebek apar topar götürülüp birtakım ölçümlere tâbi tutulur. Oysa gerçek bir doğumda, odadaki heyecanın tek nedeni herkesin bir an önce bebeği görmek istemesinden kaynaklanır. Çok ciddi bir sorun olmadıkça bebeği annesinden ayırmaya hiç gerek yoktur. Ten teması ve yeterli destek ile bebek hiçbir travma yaşamadan dünyaya gelir.

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.

*

Kültür

Süt annem ve Ben

Yaşamı boyunca yaptığı 200’e yakın tablonun pek çoğunda oto-portre çizen Frida Kahlo, henüz
EN YUKARI